1

TÜRK BASININDAN SEÇMELER

Yazının Eklenme Tarihi 06 Ekim 2007

BALKANLAR'DA EN SON SUSAN NAMLULAR.
(F. Bülent Kocamemi)

Bize dediler ki; "Tarih yazı ile başlar", öncesine de "tarihten önce" derler. Tarihi bu denli basite indirgemek eskilerin deyimiyle "revâ-yı hak" mıdır ? Tarih nasıl yazıldı, kimler yazdı dediğimizde, nelerle karşılaştığımızı; olayları bazen nefret, bazen hayret, bazen de saygıyla ve göz yaşlarıyla, hayranlıkla karşıladığımızı bir yana mı bırakalım ? Mümkün değil ! Binlerce yılda yazılmış milyonlarca tarih sayfasında (isteyen beğensin, istemeyen beğenmesin) Türk tarihinin yeri çok ayrıcalıklıdır. Zaferlerimiz ve yenilgilerimiz. Hiçbirini geçiştirmeden okumalı, değerlendirmeliyiz. Bu değerlendirme mantık çerçevesinde olduğu kadar duygu mekânımızda da yapılmalıdır. O takdirde göreceğimiz şudur: Türklüğümüzle övünmememiz için hiçbir neden yoktur ve maalesef bazı mihraklar bizim bunun aksini hissetmemiz için asırlardır delice gayret sarf etmektedir. Daha da acısı; bu mihraklara kananlar vardır aramızda.

Bu samimî düşünceler ışığında şu dört Osmanlı kentinin adını bir kez daha birlikte hatırlayalım istedim: Pilevne, Yanya, İşkodra, Edirne. Neden mi ? Çünkü bu kentler; 93, Birinci ve İkinci Balkan savaşlarında, kalelerinin burçlarında dalgalanan bayrağımızı indirtmemek için eriyle, subayıyla ve Müslüman halkıyla akıllara durgunluk veren savunmalarıyla ünlüdürler. Bu kentlerin direnişi öyle şanlı olmuştur ki, düşmanları kumandanlarımızın kılıçlarını almayı saygıyla reddetmişlerdir. Ben, anne tarafından, bu şerefli Osmanlı kentlerinin birinden, Yanya'dan gelen bir ailenin evlâdıyım. Ailem belki de Yanya'da en uzun yaşamış ailedir. Çünkü ilk atamız bu kente 1465 yılında yerleşmiş ve mübadil olarak mecburen 1924'te ayrılmıştır. Annem de orada doğduğuna göre, ben fakir, 2. nesil mübadil oluyorum. Yanya'yı ve civarını o müthiş müdafaa sırasında koruyan ordumuzun komutanı Esad (Bülkat) Paşa ve kardeşi kale komutanı Vehip (Kaçı) Paşa'nın soyundanım. Düşman kumandanı Prens Konstantin'in kılıçlarını almadığı kumandanlardandır onlar. Bu nedenle İşkodralıların ve Edirnelilerin Yanya'ya özel sevgimi anlayışla karşılamalarını dilerim.
Yanya, savaşla, kanla ele geçirilmedi. Kalesi muhasara altına alınmadı ve surlarının dibine şehitlerimizi gömmedik. Çünkü; Yanyalılar, Sultan II. Murad Han'a "Aman, gel bizi koruman altına al" diye yalvardılar 
Yıl 1431. Sinan Paşa'nın birlikleri civardadır, fetih görevindedir. Murad Han'a haber ulaştığında "madem lûtuf isterler, biz de lûtuf eyleyelim" büyüklüğüyle karar verir Hakanımız. Sultan Murad Han amannâme gönderir: "Doğu ve Batı'nın Hükümdarı Murad, siz, Yanyalılara yazıyorum; size karşı ordumla yürümemem ve kılıcımla kalenizi almamam için beni fazla kızdırmamanızı ve kendi isteğinizle gelmenizi; kalenizi teslim etmenizi ve bana hükümdarınız olarak boyun eğmenizi tavsiye ediyorum. Aksi takdirde, istekleriyle bana boyun eğmeyen, kılıcımla yok olan ve askerlerim tarafından tutsak alınan diğer kalelerde Doğu ve Batı'ya satılanların başına gelenler sizin de başınıza gelecektir. Sizi kalenizden hiç bir zaman çıkarmayacağıma ve sizin de hiçbir zaman Hükümdarlığıma ihanet ve itaatsizlik etmeyeceğine dair aramızda yemin edelim."
Sinan Paşa biraz daha serttir: "Ben, Beylerbeyi, Bütün Batı'nın Bey'i Sinan Paşa Yanyalıların çok kutsal Metropolitine ve saygıdeğer idarecilerine, Kaptan Stratikopoulos'a, Kaptan'ın oğlu Bay Pavlos ve Başkumandan Boisabos ve Başyargıç Stanitzi ve diğer büyük ve küçük Yanya yöneticilerine emrediyorum ve onları selâmlıyorum. Mâlûm ola ki, Dük'ün bölge ve kalelerini teslim almamız için bizi büyük Efendi (Sultan) gönderdi ve bize şöyle buyurdu: İyilikle boyun eğen kale ve ülkenin tahrip edilmekten hiçbir korkusu olmasın. Boyun eğmeyen kale ve ülkeyi, Selânikte yaptığım gibi, yok etmemi ve temelinden yıkmamı emretti. Bu nedenle, Frenklerin Selâniklileri mahvettikleri gibi, sizi de mahvetmekten başka hiçbir yararı dokunmayacak olan sözlerine aldanmamanızı ve onları dinlememenizi size yazıyor ve söylüyorum. Bu sebeple, göğün ve yerin Tanrı'sına, Peygamber Muhammed ve Yedi Musafya (Mushaflar) ve Tanrı'nın 124.000 Peygamberi, başım ve canım adına ve kuşandığım kılıç adına size emin ediyorum ki, esaretten, çocukların alınmasından, kiliselerin tahrip edilmesinden ve cezalandırılmaktan hiçbir korkunuz olmayacaktır. Kiliseleriniz de âdet olduğu üzere çanlarını çalacaktır. Başpiskopos, Roma devrindeki yargılama yetkisine ve kilisedeki bütün haklarına, tımar sahibi idareciler yine tımarlarına, çocuklarına, kendilerine tâbi olanlara ve mallarına kayıtsız şartsız sahip olacaklardır. Daha başka istekleriniz olursa size bağışlayacağız. Şayet, inatla direnir ve iyilikle boyun eğmezseniz biliniz ki, Selânik'i yağma ederek kiliselerini tahrip ettiğimiz, her şeyi harap ve yok ettiğimiz gibi, sizi ve mallarınızı da tahrip edeceğiz. Tanrı günahı sizde arasın."
Sayın Melek Delilbaşı olayı şöyle anlatıyor: "1429 yılında Yanya Despotu Carlo Tocco'nun ölümünden sonra yeğeni ve gayri meşru çocukları arasında patlak veren iç savaş sırasında, beş kardeşten biri olan Memunon, Sultan II. Murad'tan yardım isteyince, Sultan, Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa kumandasında bir orduyu Yanya üzerine yollamıştır. Sultan II. Murad ve inan Paşa kente savaş açmadan önce birer nâme yollamışlar, aman diledikleri takdirde halkın malına, mülküne dokunulmayacağı, dinsel inançlarında serbest olacakları, tutsak alınmayacakları, kentin yağma edilmeyeceğini ve çocukların da devşirme olarak toplanmayacağı konusunda teminat vermişlerdir. Bu nâmeleri alan Yanyalılar, barış yoluyla Osmanlı egemenliğini kabul etmişlerdir." (Bakınız: Türk Tarih Kurumu / Belgeler / Türk Tarih Kurumu Belgeleri Dergisi / Cilt XVII, Sayı 21, 1996 / Melek Delilbaşı).
Giriş o giriştir Epiros'un Pamvotida gölü kıyısına yeni gelin gibi uzanmış Yanya şehrine. Neler görmüş geçirmiştir o günden itibaren Yanya: Osmanlı'nın adaletini; Tepedelenli Ali Paşa'nın imar faaliyetleriyle bölgenin göz bebeği oluşunu; aynı Ali Paşa'nın oğlunun sevgilisi güzeller güzeli Kira Frosini'ye vuruluşunu ve bu ümitsiz aşkın gazabına uğrayan Frosini ve 17 genç kızın göle atılarak boğuluşunu; aynı Ali Paşa'nın Sultan'a baş kaldırışı sonucunda adadaki evinde başı kesilerek öldürülüşünü; Arnavut ve Yunan çeteleriyle bitmez tükenmez mücadeleyi; iyi günleri ve kötü günlerin sonunda ve 1821 Mora ayaklanmasının ardından Epiros'u kana bulayan Balkan savaşlarını�
Giriş o giriştir de İngiliz, Rus, Bulgar öyle bir karıştırır ki Balkanlar'ı ! Düzenli ordular bir yandan, vahşi çeteciler diğer yandan hızla kemirmeye başlarlar canım Rumeli'ni. O üç şehir dayanır son damla kanına kadar.
Yıl 1913� Yanya'nın başında, İstanbul'dan asla yardım gelmeyeceğini bildiği halde düşmana "Gel de al bakalım kolaysa !" diye haykıran Esad Paşa ve kurmayları ve subayları ve erleri ve redifleri� Kısaca dersek; Anadolu'nun ve Rumeli'nin vatan sevgisi can sevgisine üstün gelen canları. Yanya'da nefes almak bile çok güç. Yiyecek ve su sıkıntısı had safhada. Sokaklar yaralı ve şehit dolu. Asker aç, halk aç. Tüfeklere, tabancalara, toplara elde kalan son mermiler sürülür ve çekilir tetikler. Bir nefer düşünce, diğeri yerini alır hemen. Genç, yaşlı bütün subaylar bir oraya bir buraya koşarak emir ve cesaret verirken, erlerinin yanına cansız uzanırlar. Osmanlı'nın kahraman evlâtları vermek istemezler Yanya'yı. Konstantin eski okul arkadaşı (kadere bakın) Esad Paşa'ya mektup gönderir:
"Yanya Osmanlı Ordusu Başkomutanı Esat Paşa Hazretlerine. Paşa hazretleri, İnsanlık ve medeniyet adına, kati taarruzdan önce, birçok kahramanların kanlarını akıtmaktan korumak ve aynı zamanda şehrin kapılarında verilecek bir muharebeden sonra ortaya çıkacak tahribattan şehri kurtarmak için zatı devletlerine teklif ediyorum. Yanya'nın zaptı için gerekli önlemleri aldım. Görüce'deki ordum, ordunuzun kesin esirlikten kurtulma ümidini ortadan kaldırmaktadır. Öte yandan, Londra Konferansı'nın başından beri hükümetinizin Trakya ile Adriyatik Denizi arasındaki topraklardan vazgeçtiğini kuşkusuz duymuşsunuzdur. Bu nedenle Yanya şehri, Osmanlı hükümeti için her yönden yitirilmiştir. Bu durumda, şehrin savunması için ısrara sebep görmüyorum. Eğer bu husus silâhın şan ve şerefi için ise, kati taarruzdan önce, şehir orduma teslim edildiği takdirde, ordunuzun bütün şan ve şeref-i harbiyesiyle, silâhları ve askerî eşyasıyla şehirden çıkmasına ve uygun bir noktaya nakledilmesine müsaade etmeye hazırım. Aynı zamanda Müslümanların din, can ve mallarına saygı gösterileceğine kefil olurum. Barışın yakın olduğu ümidiyle o zamana kadar Yanya' yı elde bulundurmak hususundaki ısrar boşunadır. Haber aldığıma göre, barış görüşmeleri kesilmiş ve İstanbul'da baş göstermiş olan son olaylar, barışın yakında yapılıp onaylanacağı zan ve ümidini vermemektedir. Kahramanlık ve cesurluğuna rağmen, ordunuz herhalde kaçınılmaz bir surette esirliğe veya yok olmaya mahkûmdur. Yanya'nın kaybedilişi zatı devleti için bir sorumluluk sebebi olmayacaktır. Çünkü hükümetiniz her surette Yanya'dan vazgeçmiştir ve ben de bütün güçlüklere rağmen şehri ele geçirmek için sarsılmaz bir kuvvet ve istek taşıyorum. Eğer zatı devletleri, esas itibariyle tekliflerimi kabul buyururlarsa, sözleşme ayrıntıları hakkında görüşmede bulunmak üzere ileri karakollarıma doğru, anacadde doğrultusunda bir subay göndermeleri rica olunur.
Üstün saygılarımın kabulünü dilerim paşa hazretleri.
           
Makedonya ve Epir Orduları Genel Komutanı
Isparta Dükü
"Konstantin"
Bu nasıl bir istektir, nasıl bir tekliftir Yanya kumandanına ? Esad Paşa cevabını ertesi gün gönderir:
"Yunan Başkomutanı, Isparta dükü Konstantin cenaplarına. Prens cenapları;
İnsanlık ve medeniyet adına yapılan asil teklifleri, aynı önem ve titizlikle inceledim. Derin saygılarımla bildiririm ki, cesur ordunuzun her ciddî teşebbüsüne karşı Tanrı'nın yardımıyla Yanya'yı savunmak için gerekli önlem ve araçlar mevcuttur. Askerî şeref ve namusu, bir kalenin savunucularına yüklediği görevin amacı, ek bir ere, tek bir atıma kadar uygulamada ısrar edileceğine inanıldığından dolayı, özellikle teşekkürlerimi belirtirim. Ancak, zatı asilâneleri gibi, ben de bir görev almış, her ne pahasına olursa olsun, onun yapılmasına ve bitirilmesine karar vermiş ve azmetmişimdir. Cesur ordunuzla çarpışmayı, sonuna kadar sürdürmek, şerefim gereğidir. Dökülen ve dökülecek olan kanlardan dolayı, insanlık ve medeniyet, beni ve ordumu kınamaz. İlâhî adalet bu sorumluluğu savaşa neden olanlara yükler. Yüksek nezaketinize teşekkür eder, derin saygılarımın kabulünü rica ederim.

Yanya Ordusu Başkomutanı
Esat"
Ne yazık ki paşaların korkusu gerçekleşir. Atacak kurşun, içecek su, yutacak tek bir lokma, ve kol kaldıracak takat kalmıştır kimsede. Gerçek acı ama, işte; duvar gibi önünde durmakta karar verecek olanların, onca candan sorumlu olanların. Kahramanlar diyarı Yanya teslim edilir. Konstantin paşalarımızın kılıçlarını almaz, alamaz, müthiş savunmaya duyduğu samimî saygıyı her hareketiyle, verdiği her emirle ifade eder. Büyük aileler zafer sarhoşu düşman askerlerinin tacizinden dikkatle korunurlar. Ama esaret esarettir. İyisi, kötüsü tartışılır mı ? Göçenler göçer. Lozan mübadele anlaşması geri kalanları da kollarından tutup geçiriverir suyun öte yanına.
Bu savunma öyle unutulacak cinsten değildi. Gelin, bu gerçeği bir yabancının kaleminden okuyalım. O dönem Yunan Ordusu'nda İstihkâm Öğretmeni Fransız Binbaşı diyor ki:
"Yanya Kalesi daimî değil, geçici değil, hattâ sahra usulü bile yapılmış istihkâmlardan uzak bir tahkimat idi. Böyle taş toprak arkasında yapılan kahramanca bir savunma önünde Yunan kuvvetlerinin aylarca duraklaması, öğretmeni olduğum Yunan Ordusu için yüz karasıdır"
Son olarak o muharebeleri yaşamış bir subayımızın, İsmail Hakkı Okday'ın sözlerine kulak verelim:

" Başka bir millet olsa Esad Paşa, Vehip Bey, Küçük Cavit Paşa, Fuat Bey (Cebesoy) ve Faik Bey gibi kumandanlar için âbideler dikerdi. Bizde ise aksine bu cesur, vazifeşinas ve yurtsever kahramanların hareketlerini tenkid etmiş ve hattâ onlara lânet okumuşlardır. Bu bedbaht, feci ve talihsiz savaşta Esad Paşa'nın ve Kale Kumandanı Vehip Bey'in davranışları ve hareket tarzları hayret ve takdire şâyândır. Gerçekten Türk harb tarihinde bu iki kumandanın <Yanya Müdafaası>nda gösterdikleri dirâyet, faaliyet ve kahramanlık altın yaldızla yazılacak şanlı bir sahife teşkil eder. Bu kahramanlar, bundan böyle yetişecek Türk subaylarına parlak bir örnek teşkil edecek vasıftadır."

Allah şehitlerimizin ve onları yetiştiren anaların ruhlarını şâd, mekânlarını cennet eylesin. 

F.Bülent Kocamemi

Feneryolu / 2006