GAZNELILER

Sâmânî Devletinin (819-1005) en parlak devirlerinde çok sayida Türk, gruplar hâlinde Mâverâünnehir yoluyla Islâm dünyasina getirilmekteydi. 912 yilindan itibaren ise Sâmânî Devletinin vali ve komutan kadrolarinda, Türk isimleri de görülmeye baslandi. Iste bu Türk komutanlardan biri de Gazne Devletini kuracak olan Alptegin?dir. Alptegin, 961 senesinde vezir Ebû Ali Muhammed Belâmî ile birleserek, Sâmânî Sehzâdesi Nasr?i tahta oturtmak istediyse de bu arzusunu gerçeklestiremedi. Bunun üzerine kendisine bagli birliklerle Afganistan?daki Gazne?ye çekildi ve burada bulunan Levik Hânedânini bölgeden uzaklastirarak, sehre hakim oldu. Böylece Gazne Devletinin temelini atti (962).

Alptegin'in, 963'te ölümü üzerine yerine geçen oglu Ebû Ishak Ibrahim, dört yila yakin süren saltanatinda Sâmânîlerle dost geçinme yolunu tercih etti. Ölümünden sonra 966?da yerine Bilge Tegin geçti. Bilge Tegin, Buhara?da Sâmânî komutanlarindan Fâik'in, üzerine gönderdigi bir orduyu bozguna ugratti. Bu maglûbiyetten sonra bir daha Buhara'dan Gazne'ye ordu gönderilmedi. Bilge Tegin, 975'te Hindistan üzerine yaptigi seferde Gerdiz Kalesini kusatirken sehid düstü. Gazne'de ilk sikke bunun zamaninda kesildi. Yerine geçen Pîrî Tegin, devleti yönetecek hususiyetlere sahip olmadigindan, bes yillik saltanattan sonra, tahti Sebük Tegin?e birakti.

Devletin asil kurucusu olan Sebük Tegin, Isik Göl civarinda Barsgan?da dogmus, 960?a dogru Müslüman olmus, köle olarak satildigi Alptegin tarafindan terbiye edilip, manevî evlât edinilmis ve mühim mevkilere getirilmisti. Hükümdar olunca, ?Nâsirüddin Sebük Tegin Kara Beçkem? adini aldi. Iyi bir idareci ve komutan olan Sebük Tegin, Toharistan ve Zabülistan?la Zemindaver eyaletini, Gor bölgesini ve Belucistan?in bazi yerlerini ülkesine katti. 979?da Hindistan?in kuzeybatisinda yerli hükümdarlarin en güçlülerinden Caypal?i yenilgiye ugratarak, Hindistan hakimiyetine ilk adimi atmis oldu. Kâbil Nehri boyunca Pesâver?e kadar ilerleyerek, bu bölgelerde Islâmiyet'in yayilmasini sagladi.

Sebük Tegin?in 997?de ölümünden sonra, yerine oglu Ismail geçti. Ancak, kisa bir süre sonra, tahti agabeyi Mahmud?a birakmak zorunda kaldi.

Mart 997?de tahta çikan Sultan Mahmud, Gazneli Devletinin kurucusu, Hindistan?a Islâm dinini yayan ve burada yüzyillarca sürecek olan Türk hakimiyetinin temellerini atan, tarihin büyük cihangirlerinden ve hükümdarlarindandir. Sâmânogullarinin yikilisina rastlayan bir zamanda tahta çikan Sultan Mahmud, ilk is olarak Horasan?da hakimiyetini tesis etti. Zaman zaman Karahanlilar'la rakip duruma düsmekle beraber, güneydeki (Hindistan) ve batidaki (Iran) fetihleri için müsait bir zemin ve elverisli sartlar buldu. Siîlere karsi halifeyi siddetle savundu ve Sünnî mezheplerin koruyucusu oldu.

Sultan Mahmud, Iran, Irak ve Harezm?i ülkesine kattiktan sonra, Hindistan üzerine on yedi sefer düzenledi. 1000 yilinda Pesâver sehrini aldi. Ertesi yil Hindistan ordusunu yenip, Hindistan?in en zengin eyaletlerinden biri olan Pencab?i ele geçirerek, Hindistan?in kuzeyine tamamen hakim oldu. Çok büyük ganimetlerle Gazne?ye dönüp ?Gâzi? unvanini aldi. Besinci seferinde, Ganj Vadisini ele geçirdi.

Sekizinci Seferinde ise, 150.000 kisilik Hindu ordusunu imha etti. En meshur seferi olan 11. Seferinde ise Gucerat?a girdi ve büyük ganimetle geri döndü. Sultan Mahmud, 1030?da öldügü zaman, Gazneli Devleti, batida Âzerbaycan hudutlarindan, doguda Hindistan?in Yukari Ganj Vadisine, Orta Asya?da Harezm?den Hint Okyanusu sahillerine kadar uzanan çok genis bir sahaya yayilmisti.

Sultan Mahmud?dan sonra yerine oglu Muhammed geçti ise de, bu sirada Isfahan ve Rey umumî valisi bulunan kardesi Mesud tarafindan tahttan indirildi. Ekim 1030?da tahta çikan Sultan Mesud iyi bir asker olmakla beraber, babasinin komsularla iyi geçinme siyasetini devam ettiremedi. Özellikle, Selçuklular'la olan geçimsizlikleri, uzun ve kanli savaslarin çikmasina sebep oldu. Horasan?in bir kismini alma basarisini gösteren Selçuklulara karsi, Dandanakan Meydan Savasi'inda (1040) Sultan Mesud büyük bir maglûbiyete ugradi. Iran, Harezm ve Mâverâünnehir?e Selçuklularin hakim olmalari, Gaznelileri Afganistan ve Hindistan topraklari üzerinde yasamaya mahkûm etti.

Bu maglûbiyetten sonra, Gazne?ye dönerek ailesini ve hazinelerini toplayan Sultan Mesud, Lahor?a gitmek üzere yola çikti. Ancak, yolda muarizlari tarafindan yakalanip hapsedildi ve Girî hapishanesinde yegeni tarafindan 1041?de öldürüldü. Yerine, daha önce tahttan indirilip kör edilen kardesi Muhammed çikarildi. Babasinin öldürüldügünü duyan Mevdûd, Belh?den Gazne?ye yürüyerek, Muhammed?i tahttan indirip hükümdar oldu.

Mevdûd?un saltanati (1041-1049), dis mücadelelerle geçti. Zamaninda, Selçuklular önce Toharistan?i, ardindan Zemindaver?i ele geçirdiler. Diger taraftan Delhi Racasi da, bazi kaleleri almaya muvaffak oldu. Bunun yanisira, Gazneli hakimiyetinden kurtulmak istiyen Gurlular da harekete geçtiler.

Mevdûd?un 1049?da ölümü ile Gazneli Devleti karisiklik içinde kaldi. Tahta Ikinci Mesud çikti ise de, oglu karsi çikti. Ikinci Mesud?un tahttan indirilmesi üzerine Bahâüddevle Ali tahta çikti. Fakat bunun saltanati da çok kisa sürdü.

Iki yil geçmeden Mahmud?un oglu Abdürresîd tahta çikti. Ancak tahtta gözü olan komutanlardan Tugrul Bey, onu öldürüp tahti elde etti. 1040?tan beri artan Selçuklu baskisi, Tugrul Bey zamaninda durduruldu. Ülkede de eski asayis yeniden saglandi. 1059?da ölümü ile yerine çikan kardesi Ibrahim, ilk is olarak, Selçuklularla sulh yapti. Oglu Mesud?u, Selçuklu Sultani Meliksah?in kizi ile evlendirip dostluk tesis etti. Kuzey ve batida bir kisim topraklarin kaybedilmesine karsilik, Hindistan?da bazi kaleler ele geçirildi ve devletin sinirlari Ganj Nehrine kadar uzandi.

Sultan Ibrahim?in 1099?da ölümünden sonra, yerine geçen oglu Üçüncü Mesud, babasinin Hindistan fütuhati ve damadi bulundugu Selçuklularla dostlugu devam ettirme politikasini iyi yürüttü. Ancak, 1115?te vefati ile devlet yeniden asayissizlik içine düstü. Kardesler arasinda taht rekabeti basladi. Tahta çikan Sîrzâd?i, kardesi Arslan öldürttü. Arslan, diger kardesi Behram Sah üzerine yürüyünce Behram Sah, Selçuklu Sultani Sencer?e iltica etti. Bu durum, yarim asirdan beri devam eden Selçuklu dostlugunu bozdu. Sultan Sencer, Gazne üzerine iki sefer düzenleyerek Arslan?i yakalayip öldürttü. Böylece Behram Sah 1117?de Gazne tahtini elde etti. Ancak bu tarihten itibaren Gazneliler, Büyük Selçuklu Devletine bagli bir duruma geldiler. Bu devrin en önemli hadisesi Gurlularin harekete geçmeleridir. 1128?de, Gur Melikü?l-Mülûk?u Kutbeddin?in Behram Sah tarafindan öldürülmesi, Gurlularin ayaklanmasina sebep oldu. Melik?in kardesi Suri?nin Gazne?ye girmesi ile büyüyen isyan kisa sürdü. Fakat bir müddet sonra Alâeddin Hüseyin önce Gazne?yi, ardindan Bust?u tahrip edip, Gaznelilerin kuzeydeki hakimiyetlerine son verdi. Oguzlar'in, 1152?de Gazne üzerine yürümeleri üzerine Behram Sah, burasini kesin olarak birakip Lahor?a çekildi.

Behram Sah, 1160?da ölünce, yerine oglu Hüsrev Melik geçti. Bu sirada Gazne?de ikamet etmekte olan Gurlu emir Muizzeddin, 1173?ten itibaren Hindistan seferlerine basladi. Gur akinlari karsisinda yerli Khokharlarla anlasmaya çalisan Hüsrev Melik, bunlarin hiyanetini anlayinca Muizzeddin?le anlasmak için çare aradi. Ancak bir netice elde edemedi ve 1187?de esir düstü. Böylece Gazneli Devleti, Gurlu Imparatorluguna ilhakla tarih sahnesinden çekildi. Son Gazneli Sultani Hüsrev Melik ile oglu Behram Sah, önce Gazne?ye oradan Firizkuh?a ve nihayet Belervan Kalesine götürülerek hapsedildi, birkaç yil sonra, 1191?de, öldürüldüler.

Büyük Türk Hakanligi, yani Karahanlilar'dan sonraki Müslüman Türk Devleti, Gazneli Devletidir. Sünnî-Hanefî mezhebinde olan Gazneliler, sarayda Türkçe, edebiyâtta Farsça, fakat resmî yazismada Arapça'yi resmî dil olarak kullanmislardir.

Devlet teskilâti: Gazneli Devletinde emir veya sultan, devletin tam hâkimidir. Devlet dairelerine divan denilmektedir. Bu dîvânlarin en önemlileri, Dîvân-i Vezâret, Dîvân-i Arz, Dîvân-i Risâlet veya Insâ ve Dîvân-i Isrâf idi. Dîvân-i Vezâret, maliye ve genel yönetim islerine bakardi. Baskani vezirdi. Dîvân-i Arz bugünkü Savunma Bakanliginin karsiligi olup, basindakine Ariz veya Sâhib-i Dîvân-i Arz denilirdi. Askerin ihtiyaçlarini ve ordunun savasa hazir bir durumda bulunmasini saglamak, askerin sayisini bilmek ve gerektigi zaman sultana bildirmek, sultanin gezilerinde ihtiyaçlarini gidermek gibi görevleri vardi. Bu devlette ordu, dört kisimdan meydana gelirdi. Bunlardan süvariler ilk kismi meydana getirir ve ordunun en kalabalik bölümünü teskil ederdi. Çogunun iki ati vardi. Ikinci bölümü yayalar meydana getirip sayilari az, baslica vazifeleri ise sehirleri korumalariydi. Ordunun üçüncü kismi sultanin özel birligiydi. Buradaki askerler, Türkistan?daki oymak savaslarinda hakimiyet altina alinan yerlerdeki Türk çocuklariydilar. Ordunun son bölümünü, filler meydana getirirdi. Bunlar dogrudan dogruya sultan tarafindan denetlenirdi. Filcilerin çogu Hintliydi. Bunlarin muharebelerdeki görevi, düsman saflarini bozmak ve yarmak, düsman atlari, kendilerine ve kokularina alismamissa, onlari ürkütüp bozgun çikarmak, okçulara yüksek atis yeri saglamakti. Dîvân-i Risâlet veya Insâ, devletin genel haberlesme dairesiydi. Hükümetle isi olan halk da buraya basvururdu. Dîvân-i Isrâf, devletin gizli haber alma teskilâti olup, çok gelismisti.

Kültür ve medeniyet: Gazneliler devri, siyasî kudretin yanisira, kültür bakimindan da parlak geçmistir. Bir fikih âlimi olan Sultan Mahmud ve oglu Mesud, Islâm terbiye ve kültürü ile yetismislerdi. Her iki sultan saraylarinda devrin en büyük âlimlerini toplamaya çalistilar. Sairlere hürmet ve sevgi gösterdiler. Her sene onlar için yaklasik dört yüz bin dinar harcarlardi. Bu sairler arasinda Türk asilli Ferrûhî ile Menuçehrî Damgânî, Escedî Gazâ?ir-i Râzî ve Sehnâme yazari meshur Firdevsî sayilabilir. Bunlarin basinda Melik-us-Suarâ Unsûrî bulunmaktaydi. Sultan Ibrahim ve halefleri devrinde Gazne sarayinda bulunan sair ve edipler, Iran edebiyatinin gelismesinde önemli rol oynadilar. Bu devirdeki sairler arasinda; Ebü?l-Ferec Rûmî, Senâ?î, Osman Muhtârî ve Seyyid Hasan Gaznevî yer almaktaydi.

Tarih yaziciligi da Gazneliler devrinde parlak geçmistir. Sebük Tekin ve Mahmad devrini yazan Ebû Nasr Utbî, Zeyn-ül-Ahbâr isimli eserini Sultan Abdürresîd?e sunan Gerdîzî, Mesud devrini nakleden Ebü?l-Fazl Beyhekî, Gazneliler devrinin meshur tarihçileridir.

Sultan Mahmud, 1017 senesinde Harezm?i ele geçirince, o devrin en büyük fen âlimi Birûnî?yi Gazne?ye getirdi. Birûnî, sultanin birçok seferlerine katilarak Hindistan hakkinda Tahkîku mâ lil-Hind isimli eserini yazdi. Bu, Hindularin inanç ve âdetlerini tarafsiz olarak tetkik eden ilk Islâmî eserdir. Eserde Hind dini ve Hindistan cografyasi hakkinda çok genis bilgi bulunmaktadir.

Gazne sultanlari, edebiyat alaninda oldugu kadar mimarî faaliyetleri ile de dikkat çektiler. Sultan Mahmud ve Mesud, büyük insa faaliyetlerinde bulundular. Fakat onlarin bu eserlerinden günümüze çok azi ulasmistir. Sultan Mahmud, halkin faydalanmasi için çarsi, köprü ve su yolu kemerleri yaptirdi. Bunlardan Gazne?nin kuzeyindeki Bend-i Mahmudî bu güne kadar mevcudiyetini korumus ve kullanilmistir. Sultan Mahmud, Gazne?de birçok cami ve mescid yaptirdi. Gazne Camiinin yanina genis bir medrese insa ettirdi. Burasi hem medrese hem de kütüphaneydi. Birçok odalari, Gazne âlimlerinin okumasi ve okutmasi için, tavandan tabana kadar kitapla doluydu. Sultan, bu medresede ders veren hoca ve okuyan talebeler için, medresenin evfakindan dolgun maas tayin ederek onlarin geçimini saglamistir. Dokuz yüzyil geçmesine ragmen, cila ve parlakligi bozulmayan Gazne Camiinin iki minaresi hâlâ ayakta olup, dis kismi cilali sari tugladandir. Minarelerin birbirinden uzakliklari 360 ve yükseklikleri 45 m kadardir. Üzerlerinde kûfî yazilar vardir.

Gazneliler, kuzey Hindistan fütuhatini tamamlayinca, Islâm dinine Pencab?da kuvvetli bir dayanak noktasi elde edilmesini sagladilar. Böylece daha sonraki Hindistan fetihlerine saglam bir zemin hazirlayarak, Türk ve Islâm tarihinde önemli rol oynadilar.